5 ay sonra…
Büyük şehir seyahatlerimden sonra
tekrar buradayım. Mısır tarlasına dadanan o ördekler son bıraktığımda
yumurtlamaya başlamıştı. Ancak geldiğimin ertesi gün öğrendim ki dört tanesi
kayıpmış ördeklerin. İki tanesi ölü bulunmuş komşunun bahçesinde. Tilki olsa
alıp götürürdü deniliyor, köpek olsa da öylece kafasını koparıp bırakmaz
şeklinde ev ahalisinden tahmin yürütmeler mevcut. Üzücü bir durum ama elden ne
gelir artık. Ördeklerimizin ataları yaban ördeği olduğu için gen eninde sonunda
çekiyor. Yaban ördeklerini ne kadar evcil olarak yetiştirirseniz yetiştirin
duramıyorlar durdukları yerde. Her fırsatta kanatlanıp uçmayı seviyorlar. Hem de
kilometre bazında uzaklaşabiliyorlar. Biz de komşunun aklına uyamadık da kesmeye
kıyamadık kanatlarını. Keşke kesseymişiz demek doğru mu acaba? Komşumuz, kazları da yarı yaban olduğu için uçmasın diye
kanatlarını kesmiş. Hepsi sapasağlam duruyor hala. Üstelik yavruları da
olmuş. Sevimliden de öteye bir şeymiş meğer kaz yavrusu. Onları gördükçe yaşama
sevinci kelimesi aklıma geliyor nedense. İçim birden yumuşayıveriyor. Çok
sevimliler hem de çok. Hayatımda ilk defa kaz yavrusu gördüm. İtiraf etmeliyim
ördek yavrusundan biraz daha sevimli oluyorlar. Keşke kanatlarını kesseymişiz
ördeklerin.
Bir tarafta hayatı
sona ermiş ördeklerimiz bir tarafta komşumuzun üreyen kazları… Burada bana
zamanın geçtiğini anlatan şeyler karşı koyamayacağımız ekoloji ve doğanın
kendisi.
Şehir hayatındaki tempo saat ve takvimler üzerine kurulu
iken burada güneşin doğuşu ve batışı, mevsim geçişleri, doğanın ve eko dengenin
ön planda olması üzerine kurulu. Sadece bu duyguyu yaşamak ve gözlemlemek bile
burada yaşamımı değerli kılıyor. Elbette uzun süre burada bunları izleyerek
yaşayamam ama bundan daha iyi doğallığı hissedebileceğim yerlerin sayısı
sınırlı olduğu için kendimi şanslı hissettiğim zamanlar işte bu zamanlar.